Genel Başkan Metin Ebetürk'ün 13. Olağan Genel Kurul'da yaptığı konuşma

Paylaş

Genel Başkan Metin Ebetürk'ün 13. Olağan Genel Kurul'da yaptığı açılış konuşmasının tam metnine aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.


  13. GENEL KURUL AÇILIŞ KONUŞMASI

 


 

 7 Ocak 2012

SOSYAL-İŞ SENDİKASI GENEL BAŞKANI METİN EBETÜRK’ÜN SOSYAL-İŞ SENDİKASI 13. OLAĞAN GENEL KURULU’NUN AÇILIŞINDA YAPTIĞI KONUŞMADIR.

Sayın Başkanlık Kurulu,

Sayın DİSK Başkan Vekili ve Yönetim Kurulu Üyeleri,

DİSK Üyesi Kardeş Sendikalarımızın Sayın Genel Başkanları, Yönetim Kurulu Üyeleri,

Dost Sendikaların Değerli Genel Başkan ve Yönetim Kurulu Üyeleri,

Emekten yana yürekleri atan Siyasi Partilerimizin değerli yöneticileri,

Emeğin politik ve ekonomik mücadelesinde bir süre öncesine kadar yan yana olduğumuz, bugün mücadeledeki birlikteliğimizi Meclis çatısı altında sürdürme kararlılığında olan değerli milletvekili yoldaşlarımız,

Öğretmenimiz, Ağabeyimiz, Yoldaşımız ve Unutulmaz Genel Başkanımız ÖZCAN KESGEÇ’in sevgili eşi Emine Ablamız,

Sendikamızın değerli eski yöneticileri,

Demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri,

Değerli konuklar,

Sayın delege arkadaşlarım,

Sendikamızın üyesi değerli arkadaşlarım,

Sendikamızın yürüttüğü mücadelede gece gündüz demeden fedakarlık yapan değerli çalışanlarımız,

Sayın basın emekçileri,

Kısaca emek mücadelesinde beraber yürüdüğümüz dostlar, arkadaşlar, yoldaşlar; hepinizi Sosyal İş Sendikası Yönetim Kurulu ve şahsım adına sevgi ve saygı ile selamlıyorum.

 

 

Sevgili Dostlar,

Sendikamızın Genel Kurulu’nu tüm Dünya’nın ekonomik, toplumsal ve siyasal olarak ciddi anlamda alt üst olduğu bir süreçte gerçekleştiriyoruz.Sovyetler Birliği’nin ve sosyalist bloğun çözülmesinin ardından “tek kutuplu bir dünya” ilan edildi. Dünya ölçeğinde yeni liberal ve emek karşıtı politikalar daha fazla yoksulluk ve sömürü yaratırken, zincirlerinden boşalan emperyalizm her gün yeni savaş ocakları yakıyor ve dünyayı kana bulamaya devam ediyor. Emperyalist-kapitalist yeni dünya düzeni, başta işçi sınıfı olmak üzere tüm dünyamızı koskoca bir hapishaneye çeviriyor.

Öte yandan, ezilen hakların eşitlik, özgürlük, demokrasi ve ekmek talepleri, emperyalist kutupların çıkarları doğrultusunda manipüle edilmek isteniyor.Dünyada meğer ne çok demokrasi havarisi varmış… Artık ülkeden ülkeye kilolarca, tonlarca demokrasiyi, bombaların içinde ihraç ediyorlar. Bugünün totaliter ülkeleri, komşularını “anti-demokratik” diye niteliyorlar ve bu bağlamda suçluyorlar. Komşu ülkelerin meşru hükümetlerine görevden çekilme çağrıları yapıyorlar. Öte yandan emperyalist işgalde ölen bir milyon Iraklı konusunda kılını kıpırdatmayanlar, Arap Halklarına ve hükumetlerine demokrasi standardı belirlerken, orta çağdan kalma köhne krallıkları görmezden geliyor. Bu pek sayın kralların saraylarına Arap Baharı uğramıyor, çünkü bu sayın kralların saraylarını olduğu gibi, ülkelerini de Amerikan askerleri koruyor.

ABD meğer ne kadar insan haklarından, ne kadar demokrasiden yana bir medeniyetmiş, yeni anlıyoruz. Ama bir de bundan kırk yıl önce ABD'nin Vietnam'a, Şili'ye, Kore'ye, Honduras'a, Nikaragua'ya ve Japonya'ya da demokrasi götürdüğünü biliyoruz. Dahası ülkemizde 12 Eylül 1980'de gerçekleşen faşist hareket sırasında, Beyaz Saray'da “bizim çocuklar başardı” diye kutlamalar yapıldığını unutmamış olsaydık, bizde sahte Arap Baharına inanabilirdik. Bir de Irak'ta ve Afganistan'da katledilen bir milyondan fazla insanı yok sayarsak…

Değerli Dostlar,

Küçük bir azınlığın dünyadaki zenginliklerin büyük kısmına el koyduğu bir çağda yaşıyoruz. Dünya ölçeğinde yoksulluk, işsizlik ve ağır sömürü öyle bir hal aldı ki, yerküremiz adeta toplumsal bir felakete sürükleniyor. Bu yeni dünya düzeninden, emekçilerin, ezilenlerin payına daha fazla acı, daha fazla gözyaşı düşüyor. Kapitalist sistem için krizler artık rutin hae gelirken, kapitalizm krizlerini aşmak için emekçilere her seferinde daha ağır bir biçimde saldırıyor.

Öte yandan kapitalizm, dünyamızı ekolojik bir felakete de sürüklüyor. Daha fazla kar hırsı ve daha fazla tüketim, üzerinde yaşadığımız yerküremizin dengesini temelden sarsıyor ve her geçen gün ekolojik sistem içinden çıkılmaz bir çöküntüye sürükleniyor.

Kadınların mücadelesi neticesinde toplumsal cinsiyet eşitliği yolunda özellikle son yüzyılda önemli mesafe katedilmiş olsa da hala erkek egemen bir dünyada yaşamaya devam ediyoruz.

Sözün özü, sınıflar, halklar ve cinsler arasında derin eşitsizliklerin var olduğu bir Dünya’da yaşıyoruz.

Değerli konuklar,

Ülkemiz de Dünya’daki bu süreçten payını alıyor. 2000’li yıllarda siyasal iktidarı tümüyle ele geçiren AKP hükümeti, sermaye sınıfının ve emperyalist odakların tüm isteklerini tek tek yerine getiriyor. Ülkemize emperyalizmin taşeronluğu rolü biçilirken; Kürecik’teki füze kalkan üssü örneğinde görüldüğü üzere, emperyalizmin Ortadoğu’daki kalkanı haline getirilmek isteniyor.

Yeni-liberal politikalar ülkemizi de kasıp kavuruyor. Özelleştirme, piyasalaştırma, kamunun tasfiyesi, esnekleştirme uygulamaları yetmezmiş gibi, kıdem tazminatımız yok edilmeye, bölgesel asgari ücret adında bölgesel sefalet ücretleri uygulanmaya, taşeronlaştırmanın önündeki tüm engellerin kaldırılması ile ucuz emek cenneti genişletilmeye, istihdam büroları ile işçiler alınır satılır bir meta haline getirilmeye ve Ulusal İstihdam Stratejisi adı altında “esnek ve güvencesiz istihdam” dayatılmaya çalışılıyor.

Anti-demokratik yasa ve uygulamalar ile temel hak ve özgürlüklerimiz tırpanlanırken, toplumsal muhalefet, her türlü araç kullanılarak yok edilmek isteniyor…

Kürt sorunu, ülkemizin kanayan yarası olarak devam ediyor. Halkların kardeşliği ve eşitliği temelinde demokratik bir çözüm üretmek yerine, inkâr ve savaş politikasında ısrar edilmesi, Şırnak’ta yaşanan sivil katliamında bir kez daha görüldüğü üzere, daha fazla ölüm, acı ve gözyaşı olarak geri dönüyor.

Sevgili Dostlar,

Bu ahvalde, Türkiye emek- demokrasi güçlerine düşen görev nedir?

Selam olsun Türkiye'nin ve dünyanın aydınlık geleceğine” demişti, yıllar önce sevgili Behice Boran yoldaşımız. Türkiye'nin ve Dünyanın aydınlık geleceği için ondan bundan yardım beklememiz nafile… Türkiye'nin ve Dünyanın aydınlık geleceği, işçi sınıfı mücadelesi ile sağlamak dışında seçeneğimiz bulunmamaktadır. İşçi sınıfının birliği ve halkların kardeşliğini savunmak ve kurmaktan başka politikamız olamaz, olmamalıdır.

Bildiğimiz gibi, işçilerin haklarının geliştirilmesi ve güçlendirilmesinin, çalışma koşullarının iyileştirilmesi mücadelesinin aracı sendikal örgütlerdir. Bir başka ifadeyle, sendikalar. sömürünün sınırlandırılması mücadelesinin somut halidir.

Ezilenler, tarih boyunca egemenlere karşı haklarını korumak ve geliştirmek adına mücadele etmiş, kapitalizmin ortaya çıkışıyla birlikte, işçi sınıfı da bir sosyal sınıf olarak toplumsal tarihteki yerini almıştır. İlk günden itibaren de kapitalist sınıfla, burjuvaziyle kavga vermeye başlamıştır. Bu kavga ekmek kavgasıdır, hürriyet kavgasıdır. Bu kavgada işçi sınıfının en önemli silahı sendikalardır. Yani kendi öz örgütleridir.

Bir sosyal sınıf olarak işçi sınıfı sermaye sınıfına karşı tarihsel mücadelesine geçmişte olduğu gibi bugün de devam ediyor. Türkiye işçi sınıfı ve Türkiye işçi sınıfının sendikal, sınıfsal mücadelesi de dünya işçi sınıfı mücadelesinin Türkiye koludur.

 

Sevgili dostlarım, Yol arkadaşlarım,

Türkiye işçi sınıfı ve sendikal mücadelesinin çok zor badireler atlattığını, kazanılmış hakların budanması için 12 Eylül Faşizminin sermaye çevrelerince tertip edildiğini, artık sanırız bilmeyenimiz yoktur.

12 Eylül’den bu güne kadar otuz bir yıl geçti. Artık bu kara günün arkasına saklanmayı, gerekçeler sunmayı bir kenara bırakarak, işçi sınıfının mücadeleci yoluna girmemiz gerektiğini düşünüyoruz.

Türkiye’de toplu iş sözleşmesi hakkından yararlanan işçi sayısının 680-700 bin olduğu, sendikalı işçi oranının yüzde 6, sendikasız işçi oranının yüzde 94 olduğu bir ülkede, kapitalistler açısından ülkemiz dikensiz gül bahçesidir. Ve bu gül bahçesinde işçi sınıfının öz örgütleri sendikalar dikendir. Dikenlere yer yoktur.

Demokratik sınıf ve kitle sendikacılığı ilkeleri doğrultusunda mücadele sendikalar için; bugünün temel görevi, Türkiye'nin şanslı işçileri diye tabir ettiğimiz sendikalı azınlığın kazanımlarını korumanın yolunun, örgütsüz ve güvencesiz korumasız koşullarla çalıştırılan yüzde 94 lük kitlenin sendikal örgütlenmeye dâhil edilmesidir. Buna ulaşmak için mücadelenin her biçimine hazır olmanın günümüzün ana stratejisi olduğunun bilinciyle hareket etmemiz gerekmektedir.

Sendikamız da tüm bu tablo karşısında üzerine düşen görevi layığıyla yerine getirmeye çalışmaktadır.

Sevgili Dostlar,

Ülkemizin işçi sınıfının örgütlülük düzeyi ve örgütlenmenin önündeki tüm engellere rağmen başlattığımız atılım; son iki yıldır sürdürdüğümüz çalışmalarımız, meyvelerini vermeye başlamıştır. Sendikamızın 2 yıl gibi kısa bir süreçte toplu iş sözleşmesi bağıtladığı işyeri sayısı iki katına çıkmış; üye sayımız yüzde 80 artmıştır. Kamu işyerlerinden, vakıf ve derneklere, üniversitelerden, belediye şirketleri ile meslek odalarına kadar işkolumuzun bütün özelliklerini gösteren niteliklerdeki işyerlerinde sendikamız ilk defa toplu iş sözleşmesi imzalamıştır ya da toplu sözleşme süreçleri devam etmektedir.

Sendikamızın kısıtlı olanaklarına rağmen, geldiğimiz yer için, hiç şüphe yok ki tüm dostlarımız, yöneticilerimiz, temsilcilerimiz ve üyelerimizle birlikte; tabii ki büyük bir olgunluk ve özveriyle görevlerini yapan çalışanlarımıza teşekkürü bir borç biliriz.

Değerli yol arkadaşlarım,

Sendikamızın son dönemdeki örgütlenme çalışmalarının en önemlilerinden birini İstanbul Bilgi Üniversitesi örgütlenmesi oluşturmuştur. İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde taşeronlaştırma girişimine karşı, akademik personelin başlattığı örnek dayanışma, bir adım sonrasında örgütlenme sürecine evrilmiştir. Öğretim üyesi, idari personeli, temizlik görevlisi, asistanı, okutmanı, güvenlik görevlisi, yani üniversitenin tüm emekçileri, aynı sendikal çatı altında bir araya gelmiş, Türkiye’de vakıf üniversitelerindeki ilk sendikal örgütlenme Bilgi Üniversitesi’nde başlamıştır. Tüm olumsuzluk ve baskılara rağmen, örgütlenme çalışmalarında önemli mesafe kat edilmiş; Bilgi Üniversitesi örgütlenmesi, çalışanların hakları için yürütülen bir mücadele olduğu kadar, üniversitelerin ticarileştirilmesine karşı bir direniş odağı haline gelmiştir. En kısa sürede Bilgi Üniversitesi’nde çoğunluğu sağlayarak, toplu iş sözleşmesi imzalamak, sendikamızın öncelikli hedefleri arasında yer almaktadır.

Bu dönemde sendikamız, işkolumuzda faaliyet gösteren belediye şirketlerinde örgütlenme noktasında da önemli bir atılım içine girmiştir. İzmir’de İZFAŞ ve İzmir Büyükşehir Ege Planlama A.Ş.; Antalya’da ise ANSET Şirketi’nde çalışan işçiler sendikamızda örgütlenmiştir. Öte yandan çeşitli baro, meslek odası, sendika, vakıf ve derneklerde çalışan işçiler de bu dönemde sendikamız ailesine katılmış, örgütlü toplumun işçileri de sendikal örgütlülüğe kavuşmuştur.

Değerli dostlar,

Taşeronlaştırma, işçi sınıfının ve sendikal hareketin geleceğini tehdit eden en önemli sorunların başında gelmektedir. Milyonlarca taşeron işçisi, örgütsüzlüğe, güvencesizliğe, kural dışı çalışma koşullarına yıllardır mahkûm edilmekte, bu durum örgütlü işçilerin kazanımlarının korunması konusunda da ciddi bir tehdit unsuru oluşturmaktadır. Sendikamız, taşeron sistemin yarattığı bu gerçekliği tersine çevirebilmek için başta kamu üniversitelerinde çalışan taşeron şirket işçileri olmak üzere, işkolumuzun diğer alanlarındaki taşeron işçilerin sendikal örgütlenme sürecine dahil edilmeleri ve onların sendikal mücadele saflarına katılmaları için başlatmış olduğu örgütlenme çalışmalarını arttırarak devam ettirecektir.

Ordu Üniversitesi, Konya Selçuk Üniversitesi, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi, Uludağ Üniversitesi, Süleyman Demirel Üniversitesi ve Türk Patent Enstitüsü’nde sözde taşeron şirketlerde çalışan işçiler sendikamızda örgütlenmiştir. Bu işyerlerinde muvazaalı yani hileli taşeron uygulamasının tespit edilerek, işçilerin asıl işveren olan kamu kurumlarının işçisi haline gelmesi için mücadelemiz tüm hızıyla devam etmektedir.

Bu mücadelede önemli mesafe kat ettiğimizi söyleyebilirim. Uludağ Üniversitesi’nde muvazaa kesinleşmiş durumdadır. Uludağ Üniversitesi’nde mücadelemiz, şimdi kesinleşmiş mahkeme kararının uygulanması için sürmektedir. Türk Patent Enstitüsü’nde üyelerimizin işten çıkarılmasının ardından hem işe iade davaları hem de yetki tespit davası lehimize sonuçlanmaktadır. Yargıtay aşamasının ardından mücadelemiz, üyelerimizin işbaşı yaptırılması ve toplu iş sözleşmesi ile çalışması için sürecektir. Konya Selçuk Üniversitesi ile Ordu Üniversitesi’nde muvazaa tespit süreci devam ederken, Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde iş müfettişleri muvazaayı tespit etmiştir. Süleyman Demirel Üniversitesi’nde ise hem örgütlenme sürecimiz hem de muvazaanın tespiti için hazırlık sürecimiz devam etmektedir.

Değerli Dostlar Sevgili Yol Arkadaşlarım,

İşkolumuzda faaliyet gösteren taşeron şirket işçilerinin sendikamızla başlayan münasebetlerinden birkaç örnekti bunlar. Şunu da açıklıkla belirtmekte fayda görüyoruz ki; taşeron meselesi ve mücadelesi bu ülkedeki emek hareketinin geleceğini belirleyecektir. Çünkü taşeron illeti ülkemizi yöneten hükumetlerin özel desteği ile, örümcek ağlarıyla, ucuz emek cennetine dönüştürmeye çalışmaktadır.

Çanakkale geçilmez” diyerek, emperyalist işgalcilere, dünyada emsali olmayan mağlubiyet tattıran Çanakkale kahramanlarının torunları Sendikamıza hoş geldiniz,

Ya olduğun gibi görün, Ya da göründüğün gibi ol “diyen Mevlana diyarının çocukları, kaderlerinin diğer işçi ve emekçilerden farksız olduğunu görünce emek mücadelesine adım atarak, oldukları gibi görünmeyi seçtiler, Mevlana'nın torunları, Selçuk Üniversitesinin işçileri, hoş geldiniz,

Karadeniz uşağı Amerikan uşağı olmayacak” diyen, birçok konuda olduğu gibi, doğayı tahrip eden HES lere karşı duran Karadenizliler, bize Terzinin FİKRİ'yi getirdiler Ordu Üniversitesi işçileri, hoş geldiniz,

Yörenizin halı motif ve renklerinde olduğu gibi her renk ve desen den varsınız. ,Bu renkler bizim zenginliğimizdir, sınıf mücadelesi bu renkleri hazmedecek devasa büyüklüktedir. Ispartalılar, hoş geldiniz,

Türk Patent Enstitüsü işçileri, Uludağ Üniversitesi işçileri hoş geldiniz,

Sendikamız ailesine katılan çeşitli işyerlerinden değerli arkadaşlarım, sizleri can-ı gönülden selamlıyorum…

Türkiye’de vakıf üniversitelerindeki ilk sendikal örgütlenmeye imza atan İstanbul Bilgi Üniversitesi çalışanları, hoş geldiniz,

DİSK çalışanları, hoş geldiniz,

Balıkesir Barosu çalışanları, hoş geldiniz,

Bursa Serbest Muhasebeciler Mali Müşavirler Odası çalışanları, hoş geldiniz,

İstanbul Eczacıları Odası çalışanları, hoş geldiniz,

İzmir Büyükşehir Ege Şehir Planlama A.Ş. çalışanları, hoş geldiniz,

İzmir Fuarcılık Hizmetleri Kültür ve Sanat A.Ş. çalışanları hoş geldiniz,

Pamukkale Üniversitesi çalışanları hoş geldiniz,

S.S. Yukarı Kasıkara Kasabası Tar. Kalkınma Koop. çalışanları,hoş geldiniz,

Anset Özel Sağlık ve Eğitim Kültür İnş. Petrol Şirketi çalışanları hoş geldiniz,

Eğitim Sen çalışanları hoş geldiniz,

Gülesin Özel Rehberlik Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi çalışanları hoş geldiniz,

İç Anadolu Belediyeler Birliği çalışanları hoş geldiniz,

Diyarbakır Barosu çalışanları hoş geldiniz,

İstanbul Diş Hekimleri Odası çalışanları hoş geldiniz,

Tarih Vakfı çalışanları hoş geldiniz,

Güçsüzler Derneği çalışanları hoş geldiniz,

İzmir Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Kulübü Derneği çalışanları hoş geldiniz,

Türk Patent Enstitüsü çalışanları hoş geldiniz,

EGAŞ İşçileri, hoş geldiniz,

Diyarbakır Barosu işçileri hoş geldiniz,

Çanakkale Barosu işçileri hoş geldiniz,

Yeni açılan Metro Grossmarket Mağazalarında çalışanlar, hoş geldiniz,

Sevgili Dostlar, Değerli Üyelerimiz,

Biz iki yıllık emeğimizin karşılığı olarak bu işyerlerinde çalışan üyelerimizi örgütümüze kazandırdık. Bu çalışmamızın yeterli olduğunu da düşünmüyoruz. Bu dönemde bunları yapabildik ancak önümüzdeki dönem atılım dönemi olacağını, daha özveriyle çalışacağımıza buradan, sizlerin şahsında, tüm üyelerimize söz veriyoruz.

Değerli dostlar, Değerli arkadaşlarım,

Son dönemde, örgütlü olduğumuz ve yeni örgütlendiğimiz işyerlerinde de mevcut kazanımlarımızı korumak ve yeni kazanımlar elde etmek için de hep birlikte yoğun çaba sarf ettik.

Örgütlü olduğumuz en büyük işyeri olan Metro Grosmarket’te 4. Dönem Toplu İş Sözleşmesi sürecini hep birlikte yaşadık. Hazırlık çalışmasından imzaya kadar her aşamada, toplu iş sözleşmesi sürecini üyelerimiz ve temsilcilerimizle birlikte örgütledik. Toplu sözleşme dönemini Metro’daki sendikal örgütlülüğümüzü daha da güçlendirmek için değerlendirmeye çalıştık, anket çalışmaları, görüşmeler, toplantılar, eğitimler ve en sonunda işyerlerinde yaptığımız grev ilanlarımızla, bu süreçte, sendikal gücümüzü daha da pekiştirdik. Mevcut haklarımızı koruduğumuz gibi, Bart sisteminden kaynaklanan sorunların çözümü için de önemli adımlar attık ve nihayetinde sektörün en iyi toplu iş sözleşmesini hep birlikte imza altına aldık. Metro Mağazalarının sayısının hızla arttığı gerçeğini de göz önünde bulundurduğumuzda önümüzdeki dönemde Metrolardaki örgütlülüğümüzü daha da pekiştirmek için sistematik bir biçimde ve özenle çalışmak zorunda olduğumuz gerçeğinin de bilincindeyiz. Buradan bir kez daha, Metrolarda çalışan tüm üyelerimizi sevgiyle selamlıyorum!

Öte yandan bu dönemde çok önemli bir sınavı Çankaya Belde A.Ş.’de hep birlikte verdik. İşverenin açtığı dava nedeniyle yeni dönem toplu iş sözleşmesinin imzalanamaması ve eski sözleşmeden doğan haklarımızın ödenmemesi nedeniyle, önemli bir mücadele sürecini yaşadık ve sonucunda toplu iş sözleşmemizi imza altına aldık. Bir yılı aşan bu mücadelede, sendikalarına ve haklarına sahip çıkan, örgütlü mücadeleye inanarak kazanan tüm üyelerimizi yürekten tebrik ediyorum. Sevgili üyelerimizin ilerleyen dönemde aynı sendikal bilinç ve örgütlülük ile hareket edeceğine de tüm kalbimle inanıyorum.

Sevgili dostlar, değerli üyelerimiz,

Bildiğiniz üzere, son dönemde, Çankaya İmar A.Ş.’de, ÜNİBEL’de ve İZFAŞ’ta grevler yaşadık. Çankaya İmar A.Ş.’de belki de Türkiye işçi sınıfı tarihinde en hızlı sonuç alan, 2 saatlik grevimiz, tarihe geçti. Türkiye’de bilişim sektöründeki ilk grev olma niteliğini taşıyan, bir hafta süren ÜNİBEL grevi de kazanımla sonuçlandı. Her ne kadar skandal bir mahkeme kararı ile durdurulmuş olsa da İZFAŞ grevi, yalnızca sendikamıza değil ülke kamuoyuna da mal oldu. Bu üç grev de, yüzde yüzlük katılımla, sendikal disiplin ve örgütlülük içinde, haklı ve meşru bir zeminde gerçekleştirildi. Bu başarılı grevlere imza atan tüm üyelerimizi de yürekten kutluyorum.

Bu hususta bir konuya özel olarak değinmek istiyorum. İZFAŞ grevimiz, “Ülkemizin uluslararası alandaki itibarının zedelenme ihtimalinin doğması tehlikesi karşısında grevin 20 gün süre ile tedbiren durdurulmasına karar verilmiştir” şeklindeki akıl almaz bir mahkeme kararı ile durdurulmuştu. Mahkeme kararı ile durdurulan ilk grev olma özelliği olması bir yana, o günlerde bu kararla ilgili bazı yorumlar aldık. Bize en tuhaf gelen yorumlardan biri de Dilek Gappi adında bir hanımefendinin, ulusal yayın yapan bir gazetenin Ege baskısında bu grevle ilgili köşe yazısıydı. Köşe yazısının başlığı “Adı Grev Değil İhanet Olur” idi. Sayın Gappi bizi ve üyelerimizi uyanıklıkla, ekmeğe ihanetle suçlaması bir yana, bir de nasıl sendikacılık yapılması gerektiği ile ilgili yol da gösteriyordu.

Dilerdik ki Sayın Gappi, emek hareketine olan dostluğu ve makaleleri ile tanınan bir emek kalemşörü olsun, bizde onun yazdıklarından ders alalım. Sayın Gappi kimi çevrelerin kalemşörlüğünü yapmış olabilir ama korkarım bu işçi ve emekçilerin kalemi değildir. Sayın Gappi ve onun gibi düşünen sayın köşe yazarlarına seslenmek istiyorum: biz nerede yanlış, nerede doğru yapabileceği hususunda geniş deneyim ve birikimi olan bir örgütüz. DİSK'liler ne vatan haini, ne ekmek haini, ne de sınıf hainidir, bunu böyle bilmelerini isteriz. Özellikle DİSK'liler 12 Eylül zindanlarında dahi ihaneti tanımadı, tanımaz ve tanımayacaktır. Ancak ekmeğimize, işimize, hakkımıza sahip çıkmak, hainlik ise bu hainliği kabul ediyoruz. Aynı Nazım Usta’nın söylediği gibi…

Vatan çiftliklerinizse,

kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan,

vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan,

vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın,

fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan,

vatan tırnaklarıysa ağalarınızın,

vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa,

ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan,

vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa,

vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan,

ben vatan hainiyim.

Değerli yol arkadaşlarım,

Geçtiğimiz 12. Olağan Genel Kurulumuzu da bu salonda gerçekleştirmiştik. Bu salonu yine tercih etmemizin iki ana nedeni var, Bunlardan birincisi ekonomik koşullarımıza uygun olması, ikincisi ise son kongrede Sosyal-İş Sendikası’nın geçmişinde ve geleneklerinde olmayan, eleştiren, araştıran ve soran değil dedikodu yapan, katkı koyan, destekleyen değil, engelleyen bir yaklaşım etkisini hissettirmişti. Düzeyi, bu örgüte ve geleneklerine yakışmayan tarz, bu salona da yansımış kardeşlik, yoldaşlık ilişkileri zedelenme noktasına gelmişti.

Yönetime gelmemizden itibaren bu zedelenmeyi tamir için uğraştık. Çünkü Sosyal-İş Sendikası birliğin ve kardeşliğin egemen olduğu geleneklerine saygılı geleceğe güvenle yürümeye, ATILIM’a hazır bir örgüttür. O gün bu salonda yaşadığımız atmosferden, düzeyi bozuk sataşma ve tartışmalar nedeniyle üzgün olduğumu belirterek, zarar gören arkadaşlarımdan örgütümüz adına Genel Başkan olarak özürlerimizin kabulünü diliyor, aflarına sığınıyoruz. O gün yaşadıklarımızı, bu sorunları, başladığı yerde, bu salonda bitirmektir amacımız.

Son olarak, sendikamızın çalışmalarına katkı koyan herkese bir kez daha teşekkür etmek isterim. Eğer bir başarı varsa, bu hepimizin başarısıdır. Ancak asıl olan, önümüzdeki süreçte, tüm saldırılara karşı işçi sınıfı mücadelesini işkolumuzda daha da yükseltmek, daha çok örgütlenmek, yeni haklar kazanmaktır.

Bu zorlu süreçte ihtiyaç duyduğumuz, inanç, güç ve enerji de bu sendikada vardır!

Sözlerime son verirken konuklarımıza tekrar hoş geldiniz der, bundan sonraki mücadelelerimizde el ele omuz omuza olacağımızı belirtirken,

Genel Kurulumuzun İşçi sınıfı mücadelesine katkı koymasını dilerim.

Saygılarımla

Metin EBETÜRK

Sosyal-İş Sendikası Genel Başkanı

Paylaş